Fark Etmeye Dair
Ne kadar da çok sevmiştim oysa ki… ne kadar bana aitti, ne kadar ona aittim. Birbiri için yaratılan
insanlar vardır ya, işte o tam da bizdik. Aitlik ve sahiplik kavramlarının bu kadar önemli olduğunu hiç
bilmezdim. Gözlerimin içine baktığında gözlerinde kaybolduğum adamdı… bir daha ben bile beni
bulmasam, orada kaybolup gitsem dediğim yarımdı, maalesef yarım kaldı.
Onunla geçen zamanı hiç anlamazdım. Kıyamet kopsa koparsa kopsun diyecek kadar dünya
umurumda değildi. Yeter ki onunla olayım, başka da bir şeyin önemi yok derdim. Şimdi hepsi oldu
benim derdim.
Ne zaman arasam beni düşünürdü. Ne zaman arasa onu düşünürdüm. Böyle olacağımızı hiç düşünür
müydüm?
Başkaları beni üzdüğünde soluğu yanında aldığım adamdı. Şimdi ne oldu da sanki nefes bile
alamıyorum. Bir şey beni boğuyor. Onu her anlamlandıramadığımda boğazım düğümleniyor. Nefesimi
kesen adamdı, sayesinde artık nefes bile alamıyorum.
Yanındayken ne kadar mutluydum. Sevgi buydu, bu olmalıydı. Nasıl oluyor da o çok sevdiğim
adamdan şimdi korkuyorum. Sevgi ve korku iki ayrı uçsa, nasıl olur da insan bir kişi için iki ayrı uçta
olabilir? Dünkü sevgin bugünkü korkun olabiliyormuş.
Artık yüzünü bile görmek istemiyorum. Bir an görmesem özlerdim. Onsuz olamazdım. Artık bir saniye
görmeye tahammülüm yok. Sinirimi bozuyor, sürekli bir beklentisi var. Sanki hayatımda bir tek o
varmış gibi. Yok niye aramamışım da, yok niye gelmemişim de….. Ooooffff!
Bir birliktelik nasıl olur da bu hale gelir? Biz deriz ki “başkası mı var?”, “neden bana ilgi göstermiyor?”,
“çok işi var da ondan arayamıyor, yoksa bensiz yapamaz.” Hep bir sebebimiz ve şüphemiz var. Bizim
nazarımızda sürekli bir başkası suçlu. Ancak insanın kendine yaptığını yedi köy bir araya toplansa
yapamaz diye bir söz vardır. İnsan bunu bilir, bilir de yine de kendi dünyasını yıkmaktan geri kalmaz.
Ancak ne tuhaftır ki bunun bir türlü farkına varmaz. Şimdi size desem ki “kendi dünyamızın
olumsuzluklarından aslında kendimiz sorumluyuz” bunu kaç kişi kabul eder. Kişinin kendini değersiz
hissetmesi duygusunun bütün hayatını ve ilişkilerini alt üst eden süreçlere yol açtığını söylesem bir
durup düşünür müydünüz? Bilinçaltımızdaki olumsuz duyguların bilinç düzeyinde ilişkilerimizde
problem oluşturduğunu biliyor muyuz? Ve dahası ikili ilişkilerde bizim karşı tarafa yoğunlaşıyor
olmamızın karşı taraf üzerinde yaptığı olumsuz etkilerle birlikte ilişkiyi çıkmaza sürüklemesinden de
yine biz sorumluyuz desem, yukarıda yazan o pek tanıdık cümleleri oluşturan durumların asıl
mimarının kim olduğu hakkında bir fikriniz olur muydu? Pekiyi acı gerçekle yüz yüze kalınca bunu
reddetmek mi çözüm, yoksa kabullenip çözüm aramak mı? Ancak bu durumun toparlanabilir bir tarafı
da var. Şöyle ki problemi oluşturan bensem, demek ki çözüm de bende. O halde uygulamam
gerekenleri doğru bir şekilde uygulayıp bu çözümsüz gibi görünen problemlerimden kurtulabilirim.
Bakış açısı denen kavram insanı rezil de eder, vezir de. Doğru pencereden bakış, doğru zamanda
uygulama hayatımızı toparlamak için içimizde saklı olup da göremediğimiz çok değerli bir hazinedir.
Fark etmek ise bize bu hazinenin yerini gösterir. Hayatımızı nasıl şekillendirebileceğimizle ilgili ip
uçları verir. Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?
