Gece – Gündüz
Hayatta kararsız kaldığımız anları bir düşünelim. Hani derler ya en kötü karar karasızlıktan daha iyidir
diye. İşte bugün tam da bundan söz edeceğiz. Olur ya bazen kendimizi yeriz, “o mu bu mu, acaba ne
yapsam , ayy bi türlü karar veremiyorum” deriz. Ama şunun pek de farkında olmayız. O an verdiğimiz
tepkiler kırmızı kabloyu mu kesmeliyim , yoksa maviyi mi sorunsalından çok da farklı değildir. Doğru
kabloyu kesmediğimizde o an içinde bulunduğumuz durum her ne ise elimizde patlar ama kararsız
kaldığımızda da durum pek de değişmez maalesef. Kararsız kaldığımız anlar karar veremediğimiz
konunun çözümsüzlüğü için bir başlangıç oluşturur. Ve hayat sürekli bize o konuyla ilgili sorunlar
getirir. Ne zamana kadar, netliğimizi ortaya koyana kadar. Elbette kolay bir seçim değil ama seçimi
yapıp her ne olursa olsun o seçimin arkasında durana kadar. Haydi bir düşünelim. Şimdiye kadar
farkında değildik ama bu süreci ne kadar çok yaşadığımıza dair sahneler gözlerimizin önünden
geçmeye başladı değil mi? Ama işte insan… Zanneder ki gelenler hayattan. Hayır tepkilerimiz ve
verdiğimiz kararlardır hayatımıza yön veren. Her nerde net olmuşsak hayat birkaç denemeden sonra
geri adım atar ve nerde net değilsek hayat sürekli üstümüze gelir. Sanırız ki bizden alacaklı. Hayır,
sadece kararlılığımızı görmek istiyor. Karar verdikten sonra ise hayattan gelen ilk hamleler
vazgeçirmek üzerine kurulmuştur. Orada ne kadar dik durduğumuz test edilir. Biz kararlılığımızı
ortaya koymuşsak artık yönetim bizde demektir. Hayat ya yönetmek ister, ya yönetilmek. Bunu şuna
da benzetebiliriz. Hani denir ya, insanların bize nasıl davranacağını biz kendimiz karar veririz diye. İşte
stil burada da aynıdır. Biz adım attıkça hayat geri çekilir. Biz geri çekildikçe de deriz ki hayat üzerime
üzerime geliyor. Yani yapıp ettiklerimizle ilişkili bir durumdur bu. Biz kendi hayat alanımızdan
çekildikçe bu sefer dümende başka yöneticiler olmaya başlıyor. Kendi kararlarımızı vermek
konusunda çekine çekine hayat alanımızdan çekilmeyi, çekile çekile de korumamız gereken
sınırlarımızı kendimizin ihlal ettirdiğine şahit oluruz. Ama insan olarak bakınca hep başkaları
yüzünden deriz. Haydi kendimize itiraflarımızı yapalım. Bir yüzleşelim ve kabullenelim. Şimdiye kadar
kendi hayatımız için verilen kararlarda etkinliğimiz olması gerektiği gibi miydi yoksa birilerinin bize
uygun görüp biçtiği hayatı mı yaşıyoruz? Hayatımızın gecesinde miyiz, yoksa gündüzümüze az mı
kaldı? Gecemiz ne kadar gece, gündüzümüze gerçekten hazır mıyız? Dünyaya geliş amacımız günlük
rutin işlerimiz mi, yoksa aslında farkında olmadığımız daha derin bir şeyler olabilir mi? Kendimizi
bilmeye ne kadar hazırız, yaşam amacımızı keşfetmeye var mıyız? O kararla birlikte atılan net
adımlarla yönümüzü belirleyebiliyor muyuz? Süreçte nelerden ayrışmamız gerekiyor ki gerçekten bir
arada olmamız gerekenlerle birliktelik hakkımız olsun? Zor süreçleri göğüsleyebilir miyiz, yoksa “yok
ben almayayım” deyip geri çekilenlerden olmak daha mı kolaydır? Evet bu yanılsama ilk önce daha
kolay gelir, ama gören bir göz için devamı çok zordur. Bu yazıyı buraya kadar okuduysak fark etmeye
başlamışızdır. İş çıkışı kızlarla buluşmasak , ya da akşamki kupa maçını kaçırsak da olur. Taksitler de
ödenir, kiralar da. Ancak hayat amacımız, dünyaya gelişimiz, günlük planlarımız ya da stres atma
şekillerimizden aslında çok daha fazlasıdır… Fark edip uygulamaya başladıkça hayatımız değişir,
zorluklara rağmen seçimimizi yapıp net durdukça kazananlardan oluruz. Böylelikle hayattaki
sınavlarımızı artık biz kendimiz seçer hale geliriz. Unutma ya gündüzdesin, ya gecede. Ya alırsın, ya
alırlar…
